12 Eylül 2018

SİGORTA SEKTÖRÜ DAHA DA GÜÇLENECEK

Sompo Japan Sigorta Genel Müdürü Recai Dalaş, “Dünya ekonomi tarihine bakıldığında bu tür ekonomik olarak riskli dönemlerin ardından, hızla güçlenen ve yenilenen sektörlerin başında daima ilk sıralarda banka ve sigorta sektörlerinin olduğu görülüyor” dedi...

Sompo Japan Sigorta Türkiye’nin, sermayedarının ona duyduğu güven ile ilerleyen süreçte inorganik büyüme için fırsat kolladığı bildirildi. Sompo Japan Sigorta Genel Müdürü Recai Dalaş, basın mensuplarıyla yaptığı buluşmada hem küresel ekonomi hem de dünyanın değişim haritasının fotoğrafını çekerek Sompo Japan’ın bu belirsizlikler dünyasındaki istikrarlı büyümesini detaylarıyla anlattı. Conrad Istanbul Bosphorus’ta gerçekleşen toplantıya Sompo Japan Sigorta Pazarlama ve Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Özer Şimşek de katıldı. Toplantıda konuşan Dalaş, ekonomik olarak riskli dönemlerin ardından sigorta ve banka sektörlerinin güçlendiğini söyledi.



“Dünya ekonomi tarihine bakıldığında bu tür ekonomik olarak riskli dönemlerin ardından hızla güçlenen ve yenilenen sektörlerin başında daima ilk sıralarda banka ve sigorta sektörlerinin olduğu görülüyor” diyen Dalaş, “Bankacılık daha fazla kendini yenileme çabasına girerken, sigortacılık ise insanların varlıklarını koruma güdüsünün artmasıyla hızlı bir büyüme trendi yaşayabiliyor. Bugün, Türkiye’de bu iki sektör de çok güçlü ve dünyanın birçok gelişmiş ekonomisiyle yarışabilecek durumda” şeklinde konuştu.

Reel prim üretim artışı yüzde 4.6 oldu
Dalaş, “Türkiye Sigorta Birliği (TSB) verilerine göre; sigorta sektörünün yarattığı fon miktarı 133 milyar lira ve şirketlerin yüzde 85’i fonlarını lirada tutuyor. Sigortacılık sektörü 160 milyar lira aktif büyüklük ile bankacılık sektöründen sonra ikinci büyük sektör konumunda ve GSMH’nın 35 katı tutarında, 90 trilyon liraya yakın teminat vererek yatırımları koruyor. TSB verilerine göre 2018 yılı Temmuz sonu itibarı ile toplam prim üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 21.2 artış ile 31 milyar 967 milyon 217 bin 799 TL olarak gerçekleşti. Enflasyondan arındırıldıktan sonra sektörün reel prim üretim artışı ise söz konusu dönemde yüzde 4.6 oldu” dedi.

Hayat branşı yüzde 0.1 büyüdü
Toplam üretim içinde 27 milyar 484 milyon TL’si hayat dışından gelirken, 4 milyar 482 milyon TL’lik üretim ise hayat branşında olduğuna vurgu yapan Dalaş, “Hayat branşında 7 ayda reel büyüme sadece yüzde 0.1 oranında gerçekleşti. Hayat dışında reel prim artışı da yüzde 5.4 oldu. Hayat dışında en büyük üretim kaynağı olan kara araçları sorumluluk sigortalarında toplam üretim 8 milyar 992 milyon TL’yi aşarken, söz konusu branşta reel büyüme ilk 7 ayda yüzde 15.3 oldu. Kasko da ise 4 milyar 343 milyon TL üretim olurken, söz konusu branşta yüzde 2.4’lük bir küçülme yaşandı” diye konuştu.

“Nominaledeki kâr hedefimiz tutacak”
Sompo Japan performansıyla da ilgili bilgi veren Dalaş şunları söyledi: Sompo Japan Sigorta, 2018 yıl sonu için nominaledeki kâr hedefinin tutacağını düşünüyor. 2018 sonu için bu hedefin 300 milyon TL’nin üzerinde olmasını bekliyor. Bu da şirketin sektörde kârlılık anlamında ilk 3 şirket içerisinde olabileceğini gösteriyor. Özkaynak kârlılığında sektördeki liderlik pozisyonunu koruyacağını düşünen Sompo Japan Sigorta, 6 aylık sektör verilerine bakıldığında, vergi öncesi kâr olarak 4. sırada yer alıyor. Zira, hayat dışı sektör şirketlerinin geneline bakıldığında, teknik olarak 500 Milyon TL civarında bir zarar söz konusu iken, faizlerdeki artışın sağladığı olanakla, mali kâr sayesinde, toplamda vergi öncesinde konsolide 1.85 Milyar TL bir kâr görüyoruz. Teknik kârlılıkta halen sorun yaşayan sektörün bileşik rasyoda 103.8’lik konsolide rasyo ile zarar ettiği göze çarparken, ilk 10 şirket içerisinde, tamamen banka sigortacılığı yapan bir kamu şirketini hariç bıraktığımızda, Sompo’nun halen en iyi bileşik rasyoya sahip şirket olduğu dikkat çekiyor.”

Sompo Japan Sigorta, sektörün lokomotifi sayılan motor branşlarında kaskodaki önde gelen oyuncu rolünü önümüzdeki yıllarda da sürdürmeyi hedefliyor” diye konuşan Dalaş, “2019 vizyon ve iş planlamalarına bakıldığında büyümenin sadece finansal verilerde değil şirketin her kademesinde gözlemleniyor. Sompo Japan Sigorta, 2019 yılında da özellikle kasko branşında yine sektörün en kârlı şirketlerinden olmayı hedefliyor” açıklamasını yaptı.

Önemli güçlükler yaşanabilir
Sektörde sermaye yetersizlik sorunu olduğunu düşünen Dalaş; özellikle, bu sorunu yaşayan küçük ve orta ölçekli şirketlerin döviz artışından önce nispeten düşük primlerle içeri aldıkları poliçelerdeki hasar maliyetlerinin aşırı artışını tolere etmede önemli güçlükler yaşayabileceğini öngörüyor.

Özellikle trafik branşında tavan primin altında satılan poliçelerin 2019 ve sonrasında şirketlerin mali yeterliliklerini tehdit edecek boyutta riskler doğuracağını vurgulayan Dalaş, bu şirketlere ilişkin ortaya çıkabilecek olası önemli risklerin gerçekleşmemesi için bilhassa sermaye yeterlilikleri yazım riski açısından çok daha sıkı denetlenmesi gerektiğini söylüyor.

Siyaset, ekonomi ve teknoloji
Dünyadaki değişimin 3 ayaklı olduğuna dikkat çeken Dalaş’a “5-10 yıl öncesine kadar dünyamızdaki gelişim ve değişimin tahmin edilebiliyordu, değişim doğrusal bir çizgide artıyordu, bugün ise çok hızlı ve değişken olarak gerçekleşiyor. Yaşam biçimimiz, ilişkilerimiz, iş modellerimiz ve süreçler, kısaca her şey tamamen değişiyor. Bu değişim ve belirsizlik 3 ana alanda yaşanıyor: siyaset, ekonomi ve teknoloji” dedi.

Değişim kaçınılmaz
Dalaş’ın gündemle ilgili değerlendirmeleri ise şöyle: “Sürekli değişen ve gelişen dünyada bir değer yaratmak ve aynı anda bu değere sahip olmak için günümüzde büyük bir mücadele var. Dünya bugün; gezegenlere seyahat, yapay zekâ, robotlar, endüstri 4.0, otonom araçlar, yeni enerji kaynakları, yaşamın uzaması, 3D yazıcılar, akıllı kentler, çevre, iklim, sürdürülebilir daha iyi bir yaşam gibi konuları konuşuyor. Sektörler de bu gelişmeleri sürekli takip ederek gelecek için kısa ve uzun vadeli planlar yapıyor. Yok olmamak için değişiyor. Artık birçok şirket, değişimin kaçınılmaz olduğunu çok iyi biliyor. Dünya Ekonomik Forum’un 800 uzman arasında yaptığı araştırmaya göre gelecek 10 yıldaki değişim şu şekilde sıralanıyor: Robotlar, sensörler, tıp, internet, telefon, otomobiller ve yapay zeka.”

Gelişmiş ekonomilerin payları düşüyor
“IMF, Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’na göre ise dünya ekonomisi de 19 yıllık süreçte büyük bir değişimden geçiyor. 2018 yılında küresel GSYH’nin cari fiyatlarla 87.5 trilyon dolara, satın alma gücü paritesiyle (SAGP) 135 trilyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. 1999 yılından beri gelişmiş ekonomilerin payları düşerken gelişmekte olan ekonomilerin payları yükseliyor. Çin, 1990 yılında ABD ekonomisini yarısı büyüklüğündeyken 2017 sonu itibariyle SAGP hesaplamasına göre ABD’yi geçerek dünyanın en büyük ekonomisi konumuna yükselmiş bulunuyor.”

Daha Dengesiz Büyüme ve Yükselen Ticaret Gerilimleri
“2018 yılında dünya ekonomisinde beklenen büyüme yüzde 3.9 olurken 2018 yılında dünya ticaretinde ciddi bir artış bekleniyor. IMF’nin tahminine göre dünya ticaret hacmi 2018’de yüzde 5.1 artacak. Bu ciddi artış tahmininin önündeki en büyük tehdidin ise ticaret savaşları olduğu düşünülüyor. Temmuz ayında bu raporu ‘Daha Dengesiz Büyüme ve Yükselen Ticaret Gerilimleri’ başlığıyla güncelleyen IMF; yükselen piyasa ve gelişmekte olan ekonomilerin büyüme beklentilerinin artan petrol fiyatları, yükselen ticaret gerilimi, ABD’de artan faizler ve zayıf ekonomik temellere sahip bazı ülkelerin para birimlerine yönelik piyasa baskısı yüzünden daha dengesiz hale geldiğini belirterek Arjantin, Brezilya, Hindistan’a yönelik büyüme tahminleri düşürürken, petrol ihracatçısı bazı ülkelerin görünümünü güçlendiriyor.”

Dünya’dan Japonya’ya…
Sompo Japan, global olarak faaliyetlerini 32 ülkede sürdürüyor. Türkiye ise bu 32 ülke arasında çok önemli bir yere sahip. Gerek bileşik rasyo, gerekse operasyonel verimlilik açısından Sompo Grubu içerisinde Türkiye, birinci sırada yer alıyor.

Mevcut durumdaki kriz yönetimini iyi yapan bir şirket kültürüne sahip Sompo Japan Grubu, Türkiye’yi küresel yatırımlarda öne çıkan bir ülke olarak görüyor ve ülke ekonomisine güveniyor. Bu sebeple Sompo Japan Sigorta, ilerleyen süreçte inorganik büyüme için fırsat kolluyor.

Küresel iklim değişikliğine karşı…
Küresel riskler arasında en büyük riskin tüm dünya ve Türkiye adına iklim değişikliği ve buna bağlantılı çevresel riskler olduğunu düşünen Dalaş’a göre iklim değişikliği artık her geçen gün etkisini daha da artırarak hayatımızı etkileyen büyük bir gerçek ve bugün işimizi yapmazsak etkileri daha uzun süre bizimle kalacak.

‘Dünya Ekonomi Forumu 2018 Küresel Risk Raporu‘, küresel riskler arasında çevreyle ilişkili risklerin ağırlığını arttığını ortaya koyuyor. Rapora göre uzmanlar, 30 küresel risk arasında bir öncelik sıralaması yapıyor. Bu sıralamaya göre şiddetli hava şartları, biyo-çeşitlilik kaybı ve ekosistemde çöküş, büyük doğal afetler, insan eliyle yaratılan çevre felaketleri ve iklim değişikliği olmak üzere iklim değişikliği odaklı beş riskin üst sıralarda yer aldığı belirtiliyor.

Sompo Japan Sigorta, ileriki dönemde bu alanda gerçekleştireceği sosyal sorumluluk projeleri ile iklim değişikliği konusunu sahipleneceğinin de altını çiziyor.

http://www.sigortamedya.com.tr/sigorta-sektoru-daha-da-guclenecek/

10 Eylül 2018

DEĞER KAYBI HUKUKU


10 Eylül 2018 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan Oya ARMUTÇU’nun değer kaybını konu alan yazısı…
Sıfır aracınıza çarparlarsa değer kaybı hukuku
Kırmızı ışıkta sıfır otomobilinize çarptılar…
Kazada kusurunuz yok ya da tam kusurlu değilseniz, karşı tarafın sigorta şirketinden aracınız için 15 işgünü içinde “değer kaybı” tazminatı isteyebileceğinizi biliyor musunuz?
Sigorta şirketinin ödememesi halinde ise merkezi İstanbul’da bulunan Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvuru yolu da var.
Sigorta hukuku avukatı İbrahim Buğrahan Yazıcı’ya milyonları ilgilendiren, sürücülerin çoğunun bilmediği bu konuyu sordum. Bakın hangi değerlendirmeleri yaptı:

DEĞER KAYBI NE DEMEK?
“Araç kaza geçirdiğinde ikinci el bedeli düşmekte, daha zor ve ucuza satılmaktadır. Bu sebeple araçtaki değer düşüklüğü kadar değer kaybı alabilmek vatandaşların mağduriyetinin önlenmesi açısından önemli. Değer kaybı, araçlarda trafik kazası neticesinde oluşan hasar sonrası aracın piyasa rayiç bedelindeki azalmayı ifade etmektedir. Gerek online platformlarda gerekse ikinci el satan yerlerde aracın hasarsız olması veyahut hangi bölgeden ne kadar hasarlı olduğu hususları 2. el piyasa değerlerini doğrudan etkileyen faktörlerdir.


KUSURSUZLUK ŞARTI
Trafikte her kaza yapan araçta değer kaybı oluşmamaktadır. Değer kaybının oluşması için ilk koşul kaza yapan aracın meydana gelen kazada kusursuz olması veyahut tam kusurlu olmamasıdır. Kusursuz olması durumunda araç sahibi meydana gelen değer kaybının tamamını alabilmekte, tam kusurlu olmaması durumunda meydana gelen değer kaybını kusursuz olduğu oranda alabilmektedir. Bu önkoşulla birlikte değer kaybının oluşumunda aracın kilometresi, hasarsız 2. el rayiç bedeli, hasarın hangi parçalarda olduğu vb hususlar değer kaybı miktarının belirlenmesinde önemlidir.

SİGORTA ŞİRKETİNDEN TAHSİL EDİLİYOR
Her yıl yaptırmış olduğumuz trafik poliçelerinde (Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortaları) ödemiş olduğumuz primlerin içerisinde değer kaybı teminatı yer alır. Bu teminat kaza yapıp başka bir araca zarar verdiğimizde devreye girmekte ve kazada meydana gelen değer kaybını karşılamaktadır. Araç değer kayıpları kusurlu olan araç sahibi veya sürücüsünden değil, sigorta şirketlerinden tahsil edilir.

BAŞVURU NASIL VE NE ZAMAN
Kaza meydana geldiğinde gerekli belgeler ile birlikte (kaza tespit tutanağı, kesin ekspertiz raporu, ehliyet, ruhsat fotokopisi, hasar resimleri ve talep dilekçesi) kusurlu aracın sigorta şirketine başvuru yapılır. Başvurular sigorta şirketlerinin e-posta adreslerine internet üzerinden ya da iadeli taahhütlü posta yoluyla yapılabilir. Sigorta hasarlarında 15 gün, kasko hasarlarında 15 işgünü içerisinde sigorta şirketi tarafından bir cevap verilmemesi veya talebin reddedilmesi halinde Sigorta Tahkim Komisyonu bünyesinde dava açılır. Ortalama 6 ay içerisinde bilirkişi incelemesi geçirmiş ve hakkaniyetli kararlar verilir.

TAHKİME BAŞVURULUR
Değer kayıplarının başvuru üzerine ödenmesi de karşılaşılan bir durum. Eğer yapılan ödeme araçta meydana gelen değer kaybını hakkaniyetli olarak karşılıyorsa dava açmaya dahi gerek kalmamaktadır ve bu çözüm yolu 15 gün içerisinde sonuçlanır. Aksi halde sigorta şirketine karşı açılan değer kaybı talep ve davaları tahkime gider. Merkezi İstanbul’daki Sigorta Tahkim Komisyonu tek tarafı sigorta olan tüm uyuşmazlıklarda hızlı ve adaletli bir yargılama yapmaktadır. Tahkim yolunda vatandaşların mağduriyetleri kısa sürede giderilmekte ve yargının dosya yükü de hafifletilmektedir.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/oya-armutcu/sifir-araciniza-carparlarsa-deger-kaybi-hukuku-40951268

08 Eylül 2018

MADDİ OLMAYAN ÜRETİM KAYIPLARI DA GARANTİ ALTINDA

Anadolu Sigorta, güneş enerji santrallerine (GES) özel hazırladığı paket sigorta poliçesiyle teminat altına aldığı üretim kayıplarını, artık maddi hasarların yanında maddi hasara bağlı olmayan durumlarda da karşılamaya başladı.

Yenilenebilir enerji kaynakları arasında oldukça önemli bir yere sahip olan güneş enerjisinin elektrik üretimindeki payı gün geçtikçe artıyor. Türkiye’de de bu alanda büyük yatırımlar yapılıyor. Uzun yıllardır enerji santrallerini tüm risklere karşı teminat altına alarak, özellikle yenilenebilir enerji alanındaki kayıpları en aza indiren Anadolu Sigorta, 2016 yılında Güneş Enerji Santralleri Paket Poliçesini hayata geçirmişti. Bu poliçeyle fotovoltaik paneller ile elektrik üretimi yapan güneş enerji santrallerini maddi hasarlara ve bunların sonucu oluşacak üretim kayıplarına karşı teminat altına alan Anadolu Sigorta, artık maddi hasara bağlı olmayan üretim kayıplarına karşı da teminat sağlıyor

Bu kapsamda, PV modüller, güç eviriciler (invertör), trafolar, iletim ve dağıtım hatları, veri izleme sistemleri (SCADA), kapalı devre izleme sistemleri ve diğer elektronik cihazlar, idari binalar, gözetleme, denetleme kulübeleri/yapıları gibi sistemin işletilebilmesi için tesis mülkiyetinde mevcut olan tüm kıymetler sigortalanabiliyor. Yangın, doğal afetler, kötü niyetli hareketler, hırsızlık, makine kırılması, elektronik cihaz teminatlarının yanı sıra, operasyonel kâr kaybı da poliçe kapsamında karşılanıyor.



Günümüzde yeşil enerjinin dünyanın en temel ihtiyaçlarından biri haline geldiğine dikkat çeken Anadolu Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Levent Sönmez, bu alandaki yatırımlarda sürdürülebilirliğin önemine işaret etti. Kullanım kolaylığı ve çevre dostu olması sebebiyle güneş enerjisinin de yenilenebilir enerjideki en önemli yatırım alanlarından biri olduğunu belirten Sönmez, şunları söyledi: “Güneş enerjisi pek çok özelliğiyle geleceğin enerji kaynağı konumunda. Anadolu Sigorta olarak biz de temel misyonumuz olarak belirlediğimiz hizmette ve müşteri memnuniyetinde sürdürülebilirlik anlayışımızla, yenilenebilir enerji alanında verdiğimiz desteklere 2016 yılından bu yana Güneş Enerji Santralleri Paket Poliçesi’ni ekledik. Poliçeyi klasik performans kaybı teminatından farklı olarak müşteri ihtiyaçlarına ve riskin gerekliliğine uygun olarak özelleştirdik. Buna bağlı olarak poliçemize maddi hasara bağlı olmayan üretim kayıplarını da dahil ettik ve müşterilerimizin kullanımına sunduk. Bu teminat ile; tesisin bulunduğu adreste poliçe süresi boyunca ölçülen yıllık global solar radyasyonun, tesise ait enerji üretim raporunda yer alan verilere kıyasla daha düşük ölçülmesinden ve fotovoltaik panellerin ve eviricilerin (invertör) tasarım, üretim veya montajından kaynaklanacak içsel/bünyevi kusurlara bağlı üretim kayıpları da artık Güneş Enerji Santralleri Poliçesi’yle güvence altına alınabiliyor.”

Çalışmalarımız sürecek

Güneş enerji sistemlerine Türkiye’de önemli yatırımlar yapıldığını hatırlatan Sönmez, “Bu nedenle, yatırımcılar için önlem alamayacakları güneş ışınımındaki azalmanın yanı sıra yine yatırımcının elinde olmayan tasarım, üretim ve montaj hatalarından kaynaklanacak üretim kaybına karşı teminat veren bu ürün ile yenilenebilir enerji sektörünü desteklemeyi hedefliyoruz. Bu konudaki çalışmalarımızı da sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

http://www.sigortamedya.com.tr/maddi-olmayan-uretim-kayiplari-da-garanti-altinda/

06 Eylül 2018

ÖTV’DEN MUAF ENGELLİ ARAÇLARINDA SİGORTA MESELESİ

Ülkemizde %90’ın üzerinde engelli olan vatandaşlar, yurt içinden özel tertibatı olmayan bir aracı ÖTV’den muaf olarak edinebiliyor. Bu araçlarla da engelli bireyin değil, başka birinin kaza yapması durumunda oluşan zararın sigorta kapsamında olup olmadığı yargıya konu oluyor. Yargıtay’ın 2017 yılındaki kararı ise böyle bir olayda kaskonun ödenmemesi yönünde olmuştu. Ancak ÖTV’de dolandırıcılığın engellenmesi için bu kazaların sigorta kapsamı dışında bırakılması yerine uygun yaptırımların öngörülmesi ve uygulanması önem taşıyor.



Karayolları Trafik Yönetmeliği, ülkemizde engelliler tarafından karayollarında kullanılacak motorlu araçlarla ilgili özel bazı kurallar getirmiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliği m.53’ün içerdiği ayrıntılı düzenleme aşağıdaki gibidir: 

Engellilere ait araçların trafik tescil kuruluşlarınca tescil işlemlerinin yapılması sırasında:

a) Bizzat kullanım amacıyla engelliler tarafından ithal edilen özel tertibatlı otomobiller ile motosikletlerin tescil belgelerine ve bilgisayar kayıtlarına, “Araç sahibi tarafından kullanılması zorunlu olup, ilgili gümrük müdürlüğünün izni olmadan devri, satışı, hibesi, intifasının mülkiyeti muhafaza kaydıyla veya sair şekillerde akden devri, tasarruf hakkının vekâletname ile devredilmesi, kiralanması, ödünç verilmesi, özel tertibatının kaldırılması veya değiştirilmesi yasaktır.” şeklinde şerh konulur.

b) Engelliler tarafından ithal edilen özel tertibatlı minibüslerin tescil belgelerine ve bilgisayar kayıtlarına “Araç sahibinin eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarından bir sürücü veya noterce düzenlenmiş iş akdine bağlı olarak istihdam edilen bir sürücü tarafından kullanılması zorunlu olup, ilgili gümrük müdürlüğünün izni olmadan devri, satışı, hibesi, intifasının mülkiyeti muhafaza kaydıyla veya sair şekillerde akden devri, tasarruf hakkının vekâletname ile devredilmesi, kiralanması ödünç verilmesi, özel tertibatının kaldırılması veya değiştirilmesi yasaktır.” şeklinde şerh konulur.

c) Engellilik derecesi % 90’ın altında olan engelliler tarafından bizzat kullanılmak amacıyla özel tertibatlı araçların Özel Tüketim Vergisinden muaf olarak yurt içinden ilk iktisabında tescil belgelerine, “İlk iktisap tarihinden itibaren beş yıl geçmedikçe Özel Tüketim Vergisi ödenmeden devri, satışı, hibesi, intifasının mülkiyeti muhafaza kaydıyla veya sair şekillerde akden devri, tasarruf hakkının vekâletname ile devredilmesi, özel tertibatının kaldırılması veya değiştirilmesi yasaktır.” şeklinde şerh konulur. Herhangi bir engeli bulunmayan kişilerin kullanımına uygun olarak üretilmiş olan aracın teknik donanımlarında hiçbir değişiklik yapılmadan, engelli kişinin sağlık raporunda belirtilen tertibatın ilave aparatlarla taktırılmış olması halinde, bu araç araç sahibinin eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarından bir sürücü veya noterce düzenlenmiş iş akdine bağlı olarak istihdam edilen bir sürücü tarafından da kullanılabilir. Aracın engelli veya bu kişiler tarafından her iki şekilde de kullanılabileceğinin yetkili kurum ve kuruluşlarca belgelendirilmesi şarttır.

ç) Özel tertibatı olmayıp, engellilik derecesi % 90 ve üzeri olan malul ve engelliler tarafından Özel Tüketim Vergisinden muaf olarak bizzat ithal edilen araçların tescil belgelerine ve bilgisayar kayıtlarına, “Araç sahibi engelli kişinin eşi, kanuni mümessili ile üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarından bir sürücü veya noterce düzenlenmiş iş akdine bağlı olarak istihdam edilen bir sürücü tarafından kullanılması zorunlu olup, beş yıl içerisinde Özel Tüketim Vergisi ödenmeden devri, satışı, hibesi, intifasının mülkiyeti muhafaza kaydıyla veya sair şekillerde akden devri, tasarruf hakkının vekâletname ile devredilmesi, kiralanması, ödünç verilmesi yasaktır.” şeklinde şerh konulur. Ayrıca ithal araçların gümrük şahadetnamelerinde, yukarıda belirtilen şerh dışında varsa diğer şerhler de tescil belgesine işlenir.

d) Engelliler tarafından ithal edilerek getirilen araçların, aynı durumdaki başka bir engelliye devri veya bunların ölümü sonucunda varislerine intikali halinde, bu araçlar gümrük vergisinden muaf olup, devir ve tescil işlemi ilgili gümrük müdürlüğünün iznine bağlıdır.

e) Özel tertibatı olmayıp, engellilik derecesi % 90 ve üzeri olan engelliler tarafından Özel Tüketim Vergisinden muaf olarak yurt içinden satın alınıp ilk iktisabı yapılan araçların tescil belgelerine “İlk iktisap tarihinden itibaren beş yıl geçmedikçe Özel Tüketim Vergisi ödenmeden devri, satışı, hibesi, intifasının mülkiyeti muhafaza kaydıyla veya sair şekillerde akden devri, tasarruf hakkının vekâletname ile devredilmesi yasaktır.” şeklinde şerh konulur.

f) Engellilere ait yurt dışından ithal edilmiş olan özel tertibatlı araçların Yönetmelikte izin verilen kişiler dışında başkaları tarafından kullanıldığının tespiti halinde; araç trafikten men edilerek bu hususta düzenlenecek bir tutanakla mer’i mevzuat çerçevesinde işlem yapılmak üzere Gümrük ve Ticaret Bakanlığının ilgili birimlerine intikal ettirilir.

Görüldüğü gibi Karayolları Trafik Yönetmeliği hükümleri; 

– yurt içinde edinilmiş araçlarla yurt dışından edinilmiş araçlar, 

– özel tertibata sahip araçlarla özel tertibata sahip olmayan araçlar,

– ve ayrıca engellilik oranı yüzde doksanın altında olan kişilerin edindiği araçlarla engellilik oranı bu oranın üzerinde olan kişilerin edindiği araçlar arasında anlaşılması kolay olmayan hüküm farkları içermektedir:

Özel tertibata sahip olan yurt dışından edinilmiş araçlar ancak engelli kişi tarafından kullanılabilecektir. 

– Özel tertibata sahip olan yurt dışından edinilmiş minibüslerin ise engellinin eşi ve yakın akrabaları veya istihdam ettiği bir sürücü tarafından kullanılması “zorunlu” kılınmıştır. Minibüsün bizzat engelli tarafından kullanılması olasılığı ise açıkça düzenlenmemiştir. Engelli bu minibüsü kullanmayacak ise, özel tertibat neye yarayacaktır?  

Özel tertibatı olmayan, yurt dışından edinilmiş (ithal konusu) araçların sürücüsü ancak araç sahibi engelli kişinin eşi, yasal temsilcisi ve üçüncü dereceye kadar hısımları  olabilir.  

– Buna karşılık, yönetmelik özel tertibatı olmayan, yurtiçinden edinilmiş araçlar hakkında böyle bir kısıtlamadan söz etmemektedir. 

– Yönetmelikte, özel tertibatı olmayan yurt dışından edinilmiş (ithal konusu) araçların izin verilen kişilerden başka bir kimse tarafından kullanılması durumunda uygulanacak herhangi bir yaptırım öngörülmemiştir. 

– Buna karşılık, yurt dışından edinilmiş özel tertibatı olan bir araç, yönetmelikte izin verilen kişilerden başka bir kişi tarafından kullanıldığı takdirde trafikten men edilecektir (ayrıca, bir tutanak düzenlenerek, vergi bakımından gereken yasal işlem yapılmak üzere durum ilgili kamu birimine bildirilecektir). 

– Yüzde doksanın altında engellilik derecesi olan bir engellinin bizzat kullanmak amacıyla ÖTV’den muaf olarak yurt içinden edindiği özel tertibata sahip bir araç, 

*  engelsiz bir kişinin kullanımına elverişli şekilde üretilmiş ve 
* teknik donanımında değişiklik yapılmaksızın, engellinin sağlık raporunda belirtilen tertibat “ilave aparatlarla” taktırılmış olduğu takdirde bu araç engellinin eşi ve yakın akrabaları veya istihdam ettiği bir sürücü tarafından da   kullanılabilecektir. Ancak bunun için özel bir belgenin düzenlenmesi gerekir. 

– Böyle bir araç yurt dışından ithal edilmişse aynı kuralın bu halde de geçerli olup olmayacağı Yönetmelikte açıklanmamıştır.

KASKO KAPSAMI YARGIYA KONU OLDU
Günlük hayatta en çok karşılaşılan ve belki de en fazla soruna yol açan hal, yüzde doksanın üzerinde engelli olan kişilerin yurt içinden özel tertibata sahip bulunmayan bir aracı Özel Tüketim Vergisinden (ÖTV) muaf olarak edinmeleridir. Bu araçların tescil belgelerine “İlk edinme tarihinin üzerinden beş yıl geçmedikçe Özel Tüketim Vergisi ödenmeden başkasına devri, satışı, bağışlanması, kullanımının mülkiyeti muhafaza kaydıyla satış veya diğer şekillerde sözleşmeyle devri, tasarruf hakkının vekâletname ile devredilmesi yasaktır” şeklinde şerh konulmaktadır. 

Özel tertibata sahip bulunmayan bir araç, engelli kişiden başka bir kimse tarafından kullanıldığı sırada kaza yaptığı ve hasarlandığı takdirde, bu halin kasko sigortası kapsamında olup olmadığı yargı kararlarına da konu olmuştur. 

T.C. Turhal 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 11.02.2016 tarihli Esas 2015/628 Karar 2016/146 sayılı kararı aşağıdaki gibidir: 

“Davacı vekili, müvekkilinin %90’ın üzerinde engelli olması nedeniyle ÖTV’den muaf olarak satın aldığı 60 TH 505 plakalı aracını davalı şirkete 100523734 kasko poliçesi ile sigortalattığını, müvekkilinin 1.000 TL tutarındaki primi peşin olarak ödediğini, poliçe yürürlüğe girdikten sonra söz konusu aracın müvekkilinin işlerini takip eden Aydın Koca isimli şahsın sevk ve idaresinde iken 05/09/2015 tarihinde Amasya-Turhal karayolu üzerinde tek taraflı trafik kazası sonucu hasara uğradığını, hasarın giderim tutarının 12.000 TL civarı olduğunu, 10.000 TL civarında da değer kaybı meydana geldiğini, gerçek zararın bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacağını, ancak davalı şirketin özürlüye ait olan aracın kaza anında noter sözleşmesine dayalı olarak bir çalışan veya 3. dereceye kadar bir kan hısmı tarafından kullanılmadığı gerekçesiyle müvekkilinin hasar bedelini ödemediğini, taraflar arasında akdedilen kasko poliçesinde bu yönde bir hüküm bulunmadığını, olsa bile sözleşmeye konulan haksız şart niteliğinde olduğunu, bu durumun sigorta şirketinin tazmin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin aracında meydana gelen maddi hasar tazminatı olarak 1.500 TL ve araçta meydana gelen değer kaybı kapsamında da 1.000 TL olmak üzere toplam 2.500 TL’nin kaza tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı şirket vekili 25/12/2015 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; dava konusu aracın ÖTV’den muaf olarak alınan engelli plakalı bir araç olduğunu, müvekkili şirket nezdinde yapılan kasko poliçesinde engellilere ait araç klozu bulunduğunu, gerek taraflar arasındaki sigorta poliçesi şartları, gerekse kasko sigortası genel şartlarının teminat dışı kalan halleri düzenleyen hükümlerine göre engelli aracının Trafik Yönetmeliği 53/ç maddesindeki kişiler dışındaki sürücü tarafından kullanılması durumunda meydana gelen hasarların teminat dışında kalacağının aşikar olduğunu, bu nedenle davacının müvekkili şirkete yaptığı hasar ödemesi talebinin reddedildiğini, kasko sigortalarında araçtaki değer kaybının ödenmesinin zaten teminat kapsamında olmadığını belirterek davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Dosyaya ibraz edilen bilgi ve belgelerin bir bütün olarak incelenmesinden; Karayolları Trafik Yönetmeliğine göre ÖTV’den muaf olarak alman engelli plakalı bir araçta hasar durumunda; üçüncü dereceye kadar kan ve sihri hısımlarından bir sürücü veya noterce düzenlenmiş iş akdine bağlı olarak istihdam edilen bir sürücü tarafından kullanıldığına dair belge ibrazının zorunlu olduğu, aksi takdirde hasar tazminatının ödenmeyeceği anlaşıldığından, davaya konu araçta meydana gelen hasarın bu kapsamda kaldığı ve ilgili belgelerle de ispatlanamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir.” 

İlk derece mahkemesinin bu kararı, daha sonra Yargıtay 17. Hukuk Dairesi tarafından 19.09.2017 gün ve E.2016/15663, K.2017/7899 sayılı karar ile “Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı” sonucuna varılarak onanmıştır. 

UYGULAMANIN DAYANAĞI YOK
Acaba ÖTV ödenmeden alınmış ve tescil belgesine “devir yasağı” şerhi düşülmüş, engelli bir kimseye ait Türkiye’de edinilmiş, özel tertibatı olmayan araç başkası tarafından kullanıldığında, bunun sonuçları ne olmalıdır? 

Karayolları Trafik Yönetmeliği, yukarıda da açıkladığımız gibi, yüzde doksanın üzerinde engelli olan bir kişinin yurt içinden edinmiş olduğu özel tertibatı bulunmayan aracın başkası tarafından kullanılmasına ilişkin düzenleme içermemektedir. Bu açıdan, kasko sigortacısının ödeme yükümlülüğünden kurtulmuş olması dayanaksız görünmektedir.

Bir an için yurt dışından ithal edilen araçlarla yurt içinden edinilen araçlar arasında hüküm farkı olmaması gerektiği kabul edilse ve hatta yurt dışından getirilen araçlara ilişkin çözümün kıyas yoluyla yurt içinden edinilmiş araçlar hakkında da uygulanmasının doğru bir çözüm olacağı sonucuna varılsa dahi, Yönetmelik ile bu gibi kısıtlamaların öngörülmesi kanımızca geçerli sayılamaz. Yönetmelik ancak yasalarda yer alan kuralların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin “uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak koşuluyla” çıkartılabilir. 

TRAFİK GÜVENLİĞİ AÇISINDAN SORUN YOK
Yine bir an için, Yönetmelik hükümlerinin geçerli sayılabileceği varsayılsa dahi, engelliden başkasının aracı kullanmasına ilişkin yasağın sigorta teminatının işlerlik kazanmasını neden önlemiş olacağı da açıklanmaya muhtaçtır. Özel tertibatı olmayan bir araç, bunu kullanmak için gereken belgeye sahip bir sürücü tarafından sevk edildiğinde, trafik güvenliği açısından hiçbir sorun olmaz. Diğer bir anlatışla burada “ehliyetsizlik” sebebiyle teminatın devre dışı kalması söz konusu değildir. Yapılan sigorta sözleşmesinin “kanuna aykırı bir faaliyetten ileri gelen bir zararın sigorta koruması altına alınmış olması” sebebiyle TTK 1404 uyarınca “geçersiz” sayılmasının da doğru ve mümkün olmadığı kanısındayız. TTK 1404 hükmünü, kanunun emredici hükümlerine, ahlâka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı düşen “etkinliklerin” sigortalanması durumunda,  geçersizlik sonucunun meydana geleceğini öngören bir hüküm olarak  anlamamız lazımdır. Engellinin özel tertibatı olmayan aracı için kasko sigortası yapılması ise kanımızca bu nitelikte değildir. Engelliden başka birinin aracı sürüyor olması, engellinin ÖTV mevzuatına aykırı davranmakta olduğuna ilişkin bir kuşku uyandırırsa da, bu onu sigorta korumasından yoksun bırakmak için yeterli sayılmamalıdır. Hatırlatalım ki ülkemizde yapı ruhsatına sahip olmayan binalar, uzun yıllardan bu yana sigortalanmış ve hasarları da ödenmiştir.

Sigorta sözleşmelerine aracın “engelli kişi tarafından kullanılmaması halinde sigorta teminatından yararlanılamayacağı” yolunda hüküm konulması halinde, acaba sonuç değişir mi? Bu olasılıkta, kanımızca “sözleşmesel yükümlülük” konusu olması gereken bir husus “teminat dışı hal” olarak öngörülmüş olur. Bunun geçerli sayılıp sayılmayacağı tartışmaya açıktır. Eğer bu gibi sözleşme hükümlerinin TTK 1449 anlamında “sözleşmesel görev olarak nitelenmesi ve TTK 1449’a tabi tutulması gerektiği düşüncesi benimsenirse, bunlara dayalı olarak sigortacının ödeme yükümlülüğünden kurtulması “kusur” ve rizikonun gerçekleşmesi bağlamında da “sebep-sonuç ilişkisi” şartlarının yerine gelmiş olmasına bağlıdır. Diğer bir anlatışla, sigorta sözleşmesinde rizikonun gerçekleşmesi de “görevin ihlalinden” kaynaklanmış bulunmalıdır. Kasko sigortasında özel tertibatı olmayan bir engelli aracını üçüncü bir kişinin kullanması, çoğu halde rizikonun “uygun sebebi” sayılmayacak, sigortacının yükümlülüğü devam edecektir.  

ÇÖZÜM KAPSAM DIŞI BIRAKMAK DEĞİL
Sonuç olarak, Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde düzenlemenin uygun olmadığını ve yukarıda inceleme konusu yapılan ilk derece mahkemesi ve Yargıtay kararlarında varılan sonuca da katılmadığımızı belirtmek isteriz. ÖTV hükümlerinde dolandırıcılığı önlemek için, değerleri sigorta koruması dışında bırakmak değil, ihlal saptandığı zaman buna uygun yaptırımları öngörmek ve uygulamak doğru olur. 

6 Eylül 2018

http://www.sigortacigazetesi.com.tr/otvden-muaf-engelli-araclarinda-sigorta-meselesi/

02 Eylül 2018

ANADOLU KASKO & YURTDIŞI TEMİNATI

Yurtdışına aracınızla çıkmayı planladığınızda, Anadolu Kasko poliçenize yurtdışı teminatı eklenmesi konusunda acentenize talebinizi iletmeyi unutmayınız…



Yurtdışında meydana gelen bir kaza durumunda yerel yetkililere zabıt tutturmanız ve
hasarın tespiti için ekspertiz yaptırmanız gerekmektedir.

Hasar meydana geldiğinde acentenizi veya Anadolu Sigorta yardım hattı 0 850 724 0850 numaralı telefonu arayarak bilgi alabilirsiniz.

Hasarın yurtdışında onarılması sigortacının onayına tabi olup sigortacının onay vermesi durumunda tanzim olunan ekspertiz raporunun ve tamir masraflarına ait orijinal faturaların mahalli konsolosluğumuz veya resmi makamlar tarafından tasdik edilmesi gerekmektedir.

Hasarlı araç için yurt dışında yapılan hasarla bağlantılı tüm çekme ve kurtarma masrafları için ödenecek bedel, her bir hizmet için ayrı ayrı 3.000 EURO ile sınırlıdır.

Arıza durumunda ise bu limitler 750 EURO olarak uygulanacaktır.

Kazasız günler dileriz.

http://bizbize.com.tr/

28 Ağustos 2018

İŞTE OLASI İSTANBUL DEPREMİNİN HASAR TAHMİNİ

Aksigorta Genel Müdürü Uğur Gülen, “Marmara Depreminin gerçekleştiği 1999 yılında sigortalılık oranının düşük olması nedeniyle meydana gelen 20 milyar dolarlık hasarın sadece yüzde 5’i sigorta şirketleri tarafından karşılanabildi. O dönemde ülke genelinde sadece 500 bin civarında konut, deprem teminatlı konut sigortası güvencesi altındaydı. Bugün her iki konuttan biri DASK güvencesi altında. DASK’ın tek bir hasarda ödeme gücü yaklaşık 17 milyar TL” dedi.

Büyük can ve mal kaybına neden olan, 18 bin 373 kişinin hayatını kaybettiği, yaklaşık 40 bin kişinin yaralandığı, 130 binin üzerinde binanın yıkılarak 380 bine yakın konut ve işyerinin zarar gördüğü Marmara Depremi’nin üzerinden 19 yıl geçti.



Her iki konuttan biri DASK’lı
Uluslararası Afet Veri Tabanı EM-DAT sitesinde yer alan bilgiye göre yarattığı 20 milyar dolar ekonomik kayıp ile 1900 – 2009 yılları arasında meydana gelen depremler arasında 6. büyük deprem olarak belirlenen Marmara Depremi’nin 19. yılı nedeniyle açıklama yapan Aksigorta Genel Müdürü Uğur Gülen şunları söyledi:

“Marmara Depreminin gerçekleştiği 1999 yılında sigortalılık oranının düşük olması nedeniyle meydana gelen 20 milyar dolarlık hasarın sadece yüzde 5’i sigorta şirketleri tarafından karşılanabildi. O dönemde ülke genelinde sadece 500 bin civarında konut, deprem teminatlı konut sigortası güvencesi altındaydı. Bugün her iki konuttan biri DASK güvencesi altında. DASK’ın tek bir hasarda ödeme gücü yaklaşık 17 milyar TL.”

DASK hakkında ayrıntılı bilgi almak ve konutunuz için DASK priminizi öğrenmek isterseniz bize ulaşabilirsiniz : 

Zorunlu deprem sigortası yeterli değil
Olası İstanbul depreminin 150 milyar dolar ekonomik kayba neden olacağını öngördüklerini belirten Aksigorta Genel Müdürü Uğur Gülen, meydana gelen hasarın 15 milyar dolarının sigorta sektörü tarafından karşılanacağını söyledi. Zorunlu deprem sigortasının binanın kaba inşaat halini kapsadığını, eşya ve arsa değerini karşılamadığını, konutun değeri ne olursa olsun en yüksek teminatın 190 bin TL olduğuna da işaret eden Uğur Gülen, şöyle dedi:

“Konutun değerinin DASK tarafından verilen teminat tutarını aşması durumunda, sigortalıların aşan kısım için konut sigortası ile ek teminat alması gerekiyor. İhtiyaç sadece konutun yeniden inşası değil, geleceğe umutla bakılmasına olanak tanınmasıdır. İş durumu kaybı, acil temel ihtiyaçların giderilmesi gibi kazazedelerin hayatlarına kaldıkları yerden devam edebilmelerini sağlayacak ihtiyaçların giderilmesi önemli. Bu da DASK’ı destekleyici ek sigortalarla mümkün.”

Ev sahibi veya kiracı olarak oturduğunuz konutunuz için konut paket sigortası hakkında ayrıntılı bilgi alabileceğiniz internet sitemiz:  http://bizbize.com.tr/urunler/ev-esya-sigortasi_216.html

İşim Sarsılmaz Deprem Güvencesi
Depremlerin sadece konutları değil aynı zamanda işyerleri ve fabrikaları, dolayısıyla tüm ekonomiyi risk altına soktuğunu hatırlatan Uğur Gülen, özellikle ekonominin dinamosu olan KOBİ’lerin yanı sıra her büyüklükteki şirketler için tasarladıkları İşim Sarsılmaz Deprem Güvencesi ürünü ile ilgili de şu bilgiyi verdi:

“İşim Sarsılmaz Deprem Güvencesi ürünümüzle ekonomik hayatı güvence altına alıyoruz. İşim Sarsılmaz Deprem Güvencesi, ekonomimizin en büyük itici gücü olan KOBİ’lerimizin yanı sıra her büyüklükte şirkete hitap ediyor. Olası bir deprem sonucunda herhangi bir maddi zarar görmese de genel durum dolayısıyla işlerini devam ettiremeyen iş yeri sahiplerimizin tazminatları, bulundukları bölgedeki depremin şiddetine göre eksper sürecine gerek kalmadan ve hasar şartı aranmaksızın banka hesaplarına en geç 10 gün içerisinde yatırılıyor

En yüksek sigortalılık oranı Marmara’da
DASK verilerine göre, Türkiye’deki sigortalılık oranı yüzde 48,60. Bölgesel olarak incelendiğinde Marmara yüzde 58,60’lık sigortalılık oranı ile ilk sırada yer alırken, Marmara Bölgesi’ni, yüzde 46,60 ile İç Anadolu, yüzde 47,30 ile Ege, yüzde 41,40 ile Akdeniz, yüzde 41,20 ile Karadeniz, yüzde 34,40 ile Güney Doğu Anadolu, yüzde 38,20 ile Doğu Anadolu Bölgesi takip ediyor.

Sigorta konusunda tüm ihtiyaçlarınız için bize ulaşabileceğiniz adresimiz 

http://www.sigortamedya.com.tr/olasi-istanbul-depreminin-hasar-tahmini-150-milyar-dolar/

SİGORTAYA GÜVEN GERİSİNİ MERAK ETME SEN !

CAN KANTAR: Sigortaya güven gerisini merak etme sen !

Özel sigorta sektörü her geçen gün büyüyor. Sistem güvene dayalı. Ne kadar çok insan sigorta sistemine güven duyarsa, pasta o kadar çabuk büyüyor. Şimdilik zorunlu sigortalar sistemi büyütüyor. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde yani sigorta bilinci gelişmemiş toplumlarda bir sigortanın “zorunlu” olması gerekli. Çünkü bu sayede sigortanın önemi de anlaşılmış oluyor. 

Sigorta sektörü ile ilgili de ne yazık ki toplumda olumsuz bir algı var. Bayramda ziyaret ettiğim bir aile büyüğüm, “Can ben bu sigortayı 30 yıl önce yaptırmıştım, yıllarca ödedim, çıkarken yatırdığım paranın yarısını aldım. Bu nedenle o gün bu gündür sigorta yaptırmıyorum” dedi. Evet geçmişte hayat sigortalarında sorun yaşandı ve sektör bundan bir ders çıkardı. Sonrasında düzenleyici kamu yararı otoritesi olayı baştan derledi ve tüketici haklarını ön planda tutan kanunlar çıkardı. Artık öyle sorunlar yok. Fakat şimdi sigorta yaptırmak için o kadar çok nedenimiz var ki…



Yüzde 96 memnun sigortalı 
Sigorta şirketleri yılda milyonlarca tüketiciye dokunuyor. Hasarı olan sigortalının yüzde 96’sının mağduriyeti hemen çözülüyor. Geri kalan yüzde 2 zaten sigorta şirketini dolandırmaktan yakayı ele vermiş ve alacağından feragat etmiş oluyor. Diğer yüzde iki ise sigortalı ile sigortacı arasındaki anlaşmazlık nedeniyle bir şekilde yargıya taşınmış bir durumu söz konusu. Yani baktığınızda sorun yaşamayan kesim çoğunlukta. Ama sorun yaşayan kesim az da olsa tüketici hassasiyeti nedeniyle medya da çok daha geniş yer bulabiliyor. Bunun yanında mağduriyeti önlenmiş yüzde 96’lık kesim ise memnuniyetini pek dile getirme fırsatı bulamıyor. Ya da “zaten sigortacıların işi bu değil mi ?” diyerek memnuniyetini dile getirmiyor. 

Sigorta şirketleri müşteri şikayetleriyle çok ilgililer. Kendi departmanları var ve sosyal medyadan da şikayetleri takip ediyorlar. Sigorta sektörünün neredeyse üçte ikisi motor branşlarından oluşuyor. Yani Trafik-Kasko. Bu konuda da sigortalılara sigorta şirketleri adına hizmet veren bir kuruluş Türkiye’nin en önemli şikayet bildirim sitesinde memnuniyet sıralamasında birinci sırada. Evet RS Servis, sikayetvar.com sitesinde müşteri memnuniyetinde birinci sırada yer aldı. Bu bile sigorta sektörünün bir hizmet sağlayıcısının üzerinden ne kadar başarılı olduğunun bir göstergesi değil mi? 

TTnet internet bağlayacak, bekliyoruz!
Sigorta sektörünün bu konuda ne yazık ki hakkı yeniyor. Bankacılık sektörü ya da GSM ve internet sağlayıcısı kurumlara yönelik milyonlarca şikayet var. En son yaşadığım sorun mesela… Bodrum’daki evime 2 aydır internet bağlatamıyorum. Evim dağda değil, okula 200, ana yola 250 metre mesafede. TürkTelekom’a ait TTnet direği ve kutusuna ise 20 metre mesafede. İki aydır bekliyorum, aramadığım yer kalmadı. Yaz bitti internet bağlanacak. Bankalar, dijital TV platformları, GSM ve internet sağlayıcıları ile yaşanan sorunların yanında sigortacıların ki ne ki? 

http://www.sigortamedya.com.tr/can-kantar-sigortaya-guven-gerisini-merak-etme-sen/

Yeni Değer Teminatı & Allianz Sigorta

Yeni satın aldığınız sıfır km aracınızın  ilk tescil tarihinden itibaren geçecek bir yıllık süre içerisinde, meydana gelecek tam ziya (pert)...